12 Mart 2012 Pazartesi

Ünlü havası ödünç almak

Modern pazarlamanın kurucusu, dünyaca ünlü pazarlama dahisi Philip Kotler,
‘Şirketler, kendi adlarını parlatmak için ünlülerin havalarını ödünç almaya başladılar.’ demişti.
Dünyada ve özellikle de ülkemizde reklamlar için bir numaralı kaçış planı ünlü havası ödünç almak.
Halbuki asıl önemli olan; ünlüyü ve bütünleştirmeye çalıştığınız markayı doğru konumlandırabilmek.
Yani, bir ünlü bulduk reklam tamamdır düşüncesi en büyük yanılgı…
Maalesef ki bizde ünlüler reklamlarda çoğu zaman doğru konumlandırılmıyorlar.
En son örnek ise Ata Demirer ve Avea reklamları.
Peki Ata Demirer ile Avea reklamları neden olmamış?
Öncelikle her operatörde bir komedyen var biz de Ata Demirer’i kullanalım bakış açısından.
Ve de en önemlisi Ata Demirer çok dağılmış yani birden fazla karakter canlandırıyor, daha biriyle izleyici alışamadan, daha birini tanıyamadan iki reklam kuşağında aynı anda birden fazla Ata Demirer görüyoruz.
Derim ki keşke tek karakter üzerine eğilinseydi ve sadece onun üzerine hikayeler yaratılsaydı. Çok dağılmış ve hiçbirine konsantre olamadığımız karakterler karmaşası çıkmış.
Maalesef ünlü havası yeterli olmamış.
Sadelikteki derinlik ve görkem


Nuri Bilge Ceylan benim çektiğim diziyi kimse izlemez demiş;
“Ahlaki açıdan dizi film çekilmesinde sorun görmüyorum. Birçok film yönetmeni dizi de yapmıştır. Ancak benim çekebileceğim diziyi bir kere kimse izlemez. Demek ki çok para kaybederim. Türkiye’de bir haftada 90 dakikalık dizi bölümü çekilirken, ben o bölümü bir yılda çekerim. Dolayısıyla bu görev bana göre değil.’
Nuri Bilge Ceylan’dan bunu duyunca ah keşke böyle bir açıklama yapmasaydı dedim.
Çünkü onun sanatını eleştiren ve anlamadığından dem vuranlar! bunu koz olarak kullanırlar.
Televizyonun haşin, vahşi dünyası zaten Ceylan gibi bir sanatçıya uygun değil.
Zaten hızlı üretim tüketim alanı televizyonda yeri yok, mevzu bahis bile etmeseydi keşke sevgili Ceylan.
Minimalist sinemayı bilmeyenler ya da sevmeyenler demek gerekir belki; eleştirir ya -of bu ne aynı planda kaldık, hiç kamera hareketi yok…Bu ne şimdi, eee burada ne vardı sanki, sıkıldım- gibi gibi…
Yüksek lisansta ‘Minimalist Sinema’ üzerine bir araştırma çalışmam olmuştu.
Halbuki minimalist sinema o kadar derin ki hem teknik hem fikri olarak kavramak gerek…
Ya da tarz meselesi deyip ben çekiliyorum, anlatılacak bir şey de değil gibi.
Şu kadar söyleyeyim Ceylan’ın tarzı da işte öyle; sadelikteki derinlik ve görkem.
Less is more- Az, daha çoktur!

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder